“1 Teşrin 1905’te mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray’da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil…gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak etmişlerdi. Asım’ı muhasebeciliğe, Cevdet’i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de Reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman Reisliğe ve diğer vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci Reisliği formaları yıkadığı için almıştı.”

Maksadımız İngilizler gibi toplu halde oynamak, bir renge, bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmekti.

Ali Sami Yen, 15 günde bir çıkan İDMAN Dergisi’nin 15 Mayıs 1913 tarihli sayısında kulübün kuruluşundan o güne kadar olan gelişmeleri de şöyle anlatır:

1899 yılında Galatasaray Lisesi’nde Beden Eğitim Öğretmeni Faik Üstünidman’ın öğrencilerinden kimileri futbol oynamaya başlamışlardı. Fakat bir kulüp kurmayı başaramadan, hükümetin bu konudaki yasağı ile karşı karşıya gelmişlerdi.

Ondan sonra 5-6 yıl süreyle hiçbir Türk oyuncusuna futbol oynama izni verilmedi. Sadece Osmanlı Deniz Subayı FUat Bey, takma adla, bir İngiliz gibi Moda kulübünde futbol oynayabilmişti.

Ülkemizde kurulan ilk futbol kulübü olan Galatasaray, 3 Ekim 1905’te Galatasaray Lisesi’nde Ali Sami Yen, Emin BÜlent Serdaroğlu, Asım Tevfik Sonumut, Celal ve Bekir Bircan beylerin öncülüğünde beş-on kişilik bir kurul tarafından oluşturuldu.

Bu kulübün adını ve renklerini seçmek kolay iş değildi. Çünkü o günlerde her isimden ve her renkten başka anlam çıkarılabiliyordu.

Fakat kulüp oyunlara başlayınca, halk ona Galatasaray adını verdi. O sıralar fazlasıyla dikkat çekici olan bu adı ne kadar değiştirmeye çalıştıysak da, herkes Galatasaray demeyi sürdürdü.

Galatasaray’ın ilk renkleri kırmızı-beyaz idi. Fakat bunda da bir isyan kokusu hissedilir endişesiyle önce sarı-siyaha, daha da parlak olması için de kırmızı-sarı ya çevrildi.

Çalışmalar mümkün olduğu kadar gizli biçimde yapılıyor; hatta idmanlarda bile oyuncular birbirlerinden çok uzakta duruyorlardı. Buna rağmen, her hafta, “Tramvaya üç kişi birden binmişsiniz”, “Vapurda neden dört öğrenci yan yana oturdunuz?” gibi sorular ve ihtarlarla sürekli rahatsız edilip bu oyundan vazgeçirilmeye zorlanıyorduk.

Fakat gençlere özgü ataklıkla bu uyarılara kulak asmıyorduk. Öyle ki, oyun oynamamazı engellemeye çalışan Kadıköy polis komiserine, “Biz Ali Şamlık’ın adamlarındanız, seni mahvettiririz” gibi yanıtlar veriyorduk.

Böyle gülünç ve tuhaf engellemeler içinde, beden terbiyesi ile ilgili çalışmalarımızı sürdürmeye çalışıyorduk.

Başlangıçta bu oyuna futbol adını verebilmek zordu. Çünkü kimi zaman yüz, hatta yüz elli kişilik topluluklar karşı karşıya geliyor; birbirlerine karşı dehşetli biçimde saldırıp karşısındakini eziyor, itiyor ve sürüklüyordu.

Çoğu zaman da arada top bile olmadığı halde kavga durumu devam ediyor; sonuçta birkaç kişinin eli yüzü kanamış, elbiseleri parçalanmış halde oyun bitiyor, yaralılar gizlice mektep hastanesine götürülüyordu.

Mektep, elbette ki bu tür bir muharebenin devamına izin veremezdi. O zaman mektep dışında daha düzgün oyunlar düzenlenmeye çalışıldı ve Galatasaray Lisesi ilk maçında Feyz Okulu öğrencilerine 2 gol attı. Falat biraz raslantısal olan bu galibiyeti seri yenilgiler izledi. Ardından, yine parlak galibiyetler elde ettik. Aynı yıl içinde Kadıköy’deki maçlarda rakiplerimize 11, 8 ve 3 gol attık.

İki yıl sonra, yani 1908’de o zamana kadar Kadıköy’de oynayan Horace Armitage Galatasaray’a geçti ve kaptan oldu. O, işi bir düzene soktu ve idmanlar başlattı. Bu şekildeki çalışmalar sonucunda 7 Aralık’ta Kadıköylüleri 4-0 yendik.

Ondan sonra Galatasaray aralıksız üç yıl İstanbul Şampiyonluğu’nu kazandı. Kadıköy Kulübü’nü yenmemizle ulusal bir nitelik kazanan maçlar, son derece sert geçmeye başladı. Halkın futbola pek ilgisi olmadığından, taraftar desteğinden yoksunduk ve bunu sağlayabilmek için de çaba gösteriyorduk.

O dönemde İstanbul’a gelen bir Macar takımını yenen Galatasaray, bu maç sonrasında gelen davete uyarak 1911 yılında Macaristab’a gştmeye karar verdi.Bu, sportif çalışmaların gelişimi açısından, ilk dış temaslardan biri olarak önemliydi.

Pek çok zorlukları olan bu gezi, büyük özverilerle gerçekleştirilebildi. Macarların konukseverliği çekilen sıkıntıların unutturan bir etken oldu. Kafilemizin katıldığı bir toplantıda konuşan Macar gencinin şu sözleri bizi etkilemişti:

“Siz buraya geçmişte savaşlar kazanarak gelmiştiniz. İnanınız ki, şu andaki gelişiniz ondan daha çok önemlidir ve ülkeniz adına daha büyük bir galibiyettir. Buradaki maçlarda yenilseniz bile, ülkenize döndüğünüzde ‘kazandık’ diyebilirsiniz. Çünkü savaşlarda siz Macarların topraklarını kazanmıştınız, şimdi sevgileriniz kazandınız.”

Gerçekten de Galatasaray Macaristan’a idmansız ve eksik bir kadroyla gittiği için maçlarda yenildi. Fakat bu yenilgilerden gerekli dersler çıkarıldı; daha çok çalışmalıydık. Üstelik bu sadece bizimle ilgili bir konu değil, bir ülke sorunu idi. Beden terbiyesinin gelişmesi, ülkenin ilerlemesiyle doğrudan ilgiliydi; ayrılca ülkede birlği sağlayan etkenler arasında sporun büyük bir yeri vardı.

Oyuncular şunu gördüler ki, spor, ulusal birliğin ve gelişmenin temeli olabilecek kadar büyük bir önem taşıyordu.Bu dersleri alarak ülkemize döndüğümüz için, bundan sonraki çalışmalarımız daha verimli oldu. Bu sırada bizimle birlikte Fenerbahçe’nin de başarı yoluna girdiğini görüyorduk. Fenerbahçeli gençler de kazandıkları başarılarla, artık bu işteki birincilikleri yabancılara bırakmak niyetinde olmadıklarını gösterdiler.

Bir yıllık aradan sonra Galatasaray takımı yeni gelen gençlerle birlikte takviye edildi. Kulüp de giderek güçlendi.

Şimdi Hokey’de bile başarılı olan, tenis ve dağcılık sporlarını yapan Galatasaraylıların kurumlaşma yolunda adımlar atmaları gerekiyor. Bunun temeli de, öncelikle bir kulüp merkezine kavuşulmasıdır. Yıllarıdır sporun gelişmesi için çalışan gençlerimize, öncelikle bir kulüp merkezi yapılmalıdır.

CEVAP VER

Yorum yap
Adınız